Uluslarası Bürde yarışmaları sonuçlandı. Yarışmada Celi Sülüs dalında birincilik alan Muhammed Yaman’ı tebrik eder başarılarının devamını dilerim. Ayrıca aynı yarışmada Celi Sülüs dalında Mansiyon ödülü alan Abdurrahman Depeler kardeşimizide tebrik eder başarılarının devamını dilerim..
Yarışma sonuçları için : www.burda.ae
ULUSLARASI BÜRDE HAT YARIŞMASI
ÖDÜL TÖRENİ
Bugün Cumhurbaşkanlığı köşkünde Hattat Hasan Çelebi Hocamıza verilen Büyük Ödül töreninde bulunarak tarihi bir ana şahit olmanın mutluluğu içindeyiz….Emeği geçen herkese teşekkür eder Sayın Hocamıza Allah’tan sağlıklı uzun bir ömür dileriz…
HATTATIN KALEMİ
Hattatın Kalemi -Nazan Bekiroğlu
Müslüman Şarkta kalem, hemen daima kesilmiş bir kamıştır. Kendisine atfedilen kutsiyet, manası ile mecazını aynı anda kapsayan kalem, bu üstünlüğünü biraz da kamışın büyüleyici çağrışımlarından alır.
Bu çağrışımlar da en içli ve derin anlatımını Mesnevi’nin ilk on sekiz beytinde bulur. “Dinle neyden”, davetiyle başlayan muazzam Mesnevi’nin ilk on sekiz beyti denir ki, bizatihi Mevlâna tarafından, onun karanfil ellerine, elif parmaklarına dokunan kamış bir kalemle ve tek damla mürekkebi kâğıda düşürmeden, kalemin cızırtısına kulak vererek yazılmıştır.
Ney ağlar, kamış kalem ağlar. İkisi de kamıştır. İkisi de yurdundan ayrı düşmüştür. İkisi de hasret çeker. İkisi de hatırlar; hatırlama ise ihya edici bir acı verir. Bu acıyla ikisi de içini döker. Ne ki ney, içini sesle, nefesle, bir hevesle dökerken, söz olur. Kalemse sessiz sedasız gider. Yazdığının bilinmesi bir talep, bir niyet, bir gayret ister. Gelmeyene gitmemesi bu yüzdendir. Ancak gelene gider. Kim gelir kaleme? Kaleme hattat gelir. Ve yazı sanat olurken kalem de esrarlı bir sanat âletine dönüşüverir.
İyi bir kalemin vasıfları hat sanatına dair kitaplarda uzun uzun anlatılır. Bunların arasında “katt-ı kalem”, yani kalemin ucunun kesilmesi, hattın ağırlığını sırtlanan, kalemin kâğıtla, kâğıdın mürekkeple temasını sağlayan denge ciheti, kıvam ânı olarak özel bir önemi haizdir. Öyle ki erbabı, katt-ı kalemi, kalemin esrarı, hattın sırrı kabul eder. O esrarda yazıcı hattata, kamış da kaleme dönüşür. Bu dönüşüm, kalemin ucunu eğri kesmekle gerçekleşir. Belli ki baş vermekle başlıyor her şey, kalemin rüşdü böyle ispat edilir. Tek harfin kalemden çıkmasının bir hadise olduğu âlem-i hatta, bütün kıvamların yolu da ya pişmeden, ya dövülmeden ya da kesilmeden geçer. Bu yüzden kolay olur kesilmiş kalemin, dövülmüş mürekkebin, ezilerek parlatılmış kâğıdın birbiriyle bunca kolay anlaşması. Çile terminolojisi! Ya hattat? Kıvam ateşte tutuyorsa eğer, onu da hattatın cayır cayır ateşe attığı tomarlardan, sonra yaktığına dönüp bakışından sormalı.
Yazının doğasını belirleyen bir bakıma kalemin doğasıdır. İcrası; kalemin ele, hem kâğıda, hem mürekkebe dokunduğu ânın sınırlarınca sınırlı. Bu dokunuş bittikten sonra hattatın bile meçhulü. Bu yüzden ehlinin eline düşen iyi kesilmemiş bir kalemden nice güzel harfler çıkarıldığı ve dahi acemi hattat elinde iyi kesilmiş bir kalemden de bir şey çıkmadığı düşünülürse. Sır kalemden çok kalemi tutanda ve onun salıvermekten korktuğu, içinde tuttuğu nefeste olmalı. En güçlü yeri ucudur kalemin. En fazla yıpranan, en fazla zayıflayan, en hassas yeri de. Aşınır. Aşındıkça kesilir, düzeltilir, yenilenir. Ama bu yenilenme hat kalınlığının değişmesine sebebiyet verirse, kalem adına zaaf hanesine kaydedilir. O kadar ki nesih gibi ince hatlarla yazılan Kur’anlarda, kalem kattı sonrası meydana gelebilecek milimetrik bir nâhoşluğa bile hoş bakılmaz.
Maddi anlamda kalemin en hassas yeridir ya, üstelik kalemin ucu mananın da perdesine dayanır. Kelâma çevrilebilir mananın sidretül-müntehasında, söylemek gibi yazmak da yetersiz ve yersiz kalınca. An gelir mecazın zarfı çatlar, temsil tuzla buz olur, üzerine yükleneni kaldıramaz. Bundan sonrası kelâma ve kaleme sığmaz. Sırrın kapısı açılır ve oradan da ancak esrara vakıf olanlar girer. Artık kalemin ucu kırılmıştır. Sus! Öptüm kırdığım kalemin iki omzundan. Önce sağ, sonra sol. İki gül bitti. Öyle bir yere varılır ki kâğıt yanar tutuşur, elde bir kalem kalır. Ey kalem nereye vardık ki ucun kırıldı? Kalbim öyle kırık ki!
MEHMET AKİF ERSOY KLASİK TÜRK SANATLARI SERGİSİ
” MEHMET AKİF ERSOY KLASİK TÜRK SANATLARI SERGİSİ ”
Milli Şairimiz’in 75. vefat yılı münasebetiyle,Türkiye Büyük Millet Meclisi Şeref Holü’nde ” Mehmet Akif ” konulu Klasik Türk Sanatları sergisi 26 – 29 Aralık 2011 Pazartesi saat: 11 :00 ‘de açılacaktır.
SANATKAR
İnsanlar arasında asıl sanatkarlar ağacı taşı demiri kağıdı işleyenler değil, kendi nefsini işleyebilendir…Asıl üstad ise maddeye değil gönüllere meşk ettirebilendir..Asıl pehlivanın öfkesini yenen insanlar da olduğu gibi…
Kamil insanların hali böyledir.. Gelene sevinmez, gidene üzülmez…Maddenin bir ehemmiyeti yoktur….Onun derdi muhabbettir…..Madde ile oyalanırken sevinip üzülenler talebedir…Talebeliğin kemalatı edeb dairesi içinde öğrenmek, öğrendiklerini yaşamak, bilmediklerini tamamlama arzu ve istekliliğinde bulunmaktır..Bu iki hal dışındaki akıl sahibi insanlar zarardadır..
Zarar da ısrar edilirse İFLAS gerçekleşebilir……
MEŞKHANEDE DERSLER
Meşkhanedeki Hat Derslerimiz
Salı 11.00 – 18.30
Cumartesi 11.00 – 18.30′ da yapılmaktadır.
Meşhanedeki dersler dolu olduğu için yeni kayıt alınamamaktadır.
Müsait olunduğu zaman duyurulacaktır.
T.D.V. KAGEM Hat Kursu
T.D.V. KAGEM’DE Cuma günleri Hat Kursu saat: 10.30 – 16.00 arası iki grup halinde yapılmaktadır.Bilgi için :.0312 418 69 11
Haber
Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri’nin verilmesi münasebetiyle 26 Aralık 2011 Pazartesi günü saat 11.00′de Çankaya Köşkü’nde düzenlenecek törende Hattat Hasan Çelebi’ye ödül verilecektir.
Hattat Davut Bektaş
Hattat Davut Bektaş
1963 yılında Adana’nın Feke ilçesine bağlı Akoluk köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, orta ve liseyi Adana İmam-Hatip Lisesi’nde tamamladı. 1992’de İstanbul Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.
Lise yıllarında Hat sanatını tanıdı ve öğrenmeye karar verdi. 1981 yılı sonlarında yüksek tahsil vesilesiyle İstanbul’a geldi. Merhum
Hattat Yusuf Ergün(Erzincani)’den kısa bir süre Sülüs, ve 1982’den itibaren de Hattat Hasan Çelebi’den Sülüs, Nesih ve Rik’a meşkederek 1994’de icazet aldı.
Eski üstadların özellikle de Sami Efendi ve Hamid Bey’in eserlerini inceleyerek ve günümüz hattatlarından da faydalanarak çalışmalarını Celi Sülüs üzerinde yoğunlaştırdı. Hattını geliştirmesinde, Üstad Mustafa Uğur Derman Bey’in birer nüshasını verdiği Sami Efendi’nin Yeni Camii Sebili yazıları ve Şevki Efendi’nin Elif Kasidesi’nin ayrı bir yeri ve önemi vardır. Ayrıca 2002’den itibaren rahmetli Prof. Ali Alparslan `dan vefatına kadar talik ve divani meşk etmiştir. Sanatçı halen tek meşgalesi olan Hat Sanatı’nı icra etmekte ve öğrenci yetiştirmektedir.
Hattat Adem Sakal
Hattat Adem Sakal
1956 Tirebolu’da doğdu. 1975’te Trabzon İmam-Hatip Lisesi’nden mezun oldu. Aynı yıl Erzurum A.Ü. İlahiyat Fakültesi’ne girdi. Üniversitede hocası Dr. Muzaffer Ecevit’in teşvik ve ilgisiyle rik’a yazısına başladı.1980’li yıllarda hat ve ebru üstadı M. Fuat Başar’dan sülüs ve nesih yazılarını meşk etti. 1995’te dünyanın en seçkin hattatlarından Mehmet ve Osman Özçay’dan ders almaya başlamasıyla, hat sanatında önemli merhale kaydetti.Halen Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü’nde Öğretim Görevlisi olarak akademik ve sanatsal çalışmalarına devam etmektedir.